DEBRECEN

Budapeşte’de geçirdiğim iki ayı aşkın bir süreden sonra geçen ay Bratislava’ya giderek ilk kez Macaristan dışına çıkabilmiştim. Bratislava’dan döndükten sonra Budapeşte ve çevresindeki yerleri keşfetmeye devam ettim.

Artık Macaristan’daki diğer şehirleri keşfetme vakti gelmişti. Gidilecek ilk şehir olarak Debrecen’i seçtim. Debrecen’in gitmeye değmeyecek veya gidilse bile bir iki gün kalmanın yeterli olacağı bir şehir olduğunu söylüyorlardı. Ancak ben böyle düşünmedim. Sonuçta Macaristan’ın en büyük ikinci şehri ve Macar tarihinde önemli bir yere sahip. Keşfetmeye değer birçok güzellik barındırdığını düşünerek yola koyuldum.

Gitmeden önce şehir ile ilgili bilgilerde göz gezdirirken isminin Eski Türkçe ”canlı” veya ”hareket” anlamına gelen ”debresin” kelimesinden türediğini öğrendim. Belki de günlük hayatta kullandığımız ”depreşmek” sözcüğüyle bir ilgisi vardır.

Debrecen, Macaristan’ın doğu ucunda yer alan bir şehir. Varat’a yakın. Nyugati Tren İstasyonu’ndan kalkan trenle 2 buçuk saatte Budapeşte’den Debrecen’e ulaşabilirsiniz. Inter City trenlerini tercih etmenizi tavsiye ederim, daha erken varıyor. Yolculuk da gayet rahattı. Tek olumsuz özelliği wi-fi bağlantısının çok kötü olmasıydı.

Debrecen maceram biraz şanssız başladı. Son durağın Debrecen olduğunu düşündüğümden tren Debrecen’e varınca içeride hala yolcular olduğundan inmedim. Google Maps’e bakıp Debrecen’de olduğumu anladığımda ise artık çok geçti. Sonra Nyíregyháza’da inip Debrecen’e giden eskice, kompartımanlı bir trenle geri döndüm. Allah’tan son treni kaçırmamıştım.

Çingenelerin Macaristan’ın doğusunda -özellikle Nyíregyháza’dan sonra- yoğun olarak yaşadığını söylüyorlar. Macaristan’daki en kalabalık azınlık Çingeneler.

Debrecen’i gezmeye başladığımda dikkatimi çeken ilk şey şehirdeki berbat Sovyet bloklarının çokluğu oldu. Bratislava’da da benzer bir durumla karşılaşmıştım. Bu beton yığınları, şehrin üzerine adeta bir karabasan gibi çökmüş. İnsanlığın başına bela olmuş bu korku imparatorluğu tarihin çöplüğüne karışsa da arkasında insanların nefretini daima diri tutan bu çirkin hatıraları bırakmış. Güzel Macar mimarisi ile berbat Sovyet binaları yan yana. Macarların tam dörtte biri bu bloklarda yaşıyormuş. Çok yüksek bir oran. Bu binalarda yaşayan insanların tam olarak sağlıklı bir psikolojiye sahip olacağını düşünmüyorum. Neyse ki insanlık tarihi için bir utanç olan bu dönem artık kapandı.

Bir arkadaşımla bu çirkinliğin Ruslara mı yoksa komünizme mi ait olduğunu tartışmıştık. Komünizmin ABD’de iktidara gelmesi senaryosunda belki bu çirkin mimariden farklı olarak güzel bir mimari ve şehirler görebileceğimizi savunuyordu. Ben buna katılmıyorum. Bu bela hangi millete bulaştığı farketmeksizin çirkinlikler üretecektir. İnsan, doğa gereği eşit olamaz. İnsanlığın tek sorununun gelirin eşit olmayan bir şekilde paylaşımı olduğunu düşünürseniz medeniyeti böyle bir yıkıma doğru sürüklersiniz.

Aslında Debrecen’e gitmek için doğru bir zaman değildi. Çünkü Noel zamanı olduğundan şehir tamamen bir hayalet şehri andırıyordu. İlk gün yağan yağmur da buna eklenince kendimi insanların ve trafiğin olmadığı araba oyunlarındaymışım gibi hissettim. Ancak Budapeşte’de halletmem gereken herhangi bir işim olmadığından orada durmaktan daha iyi olacağını düşünerek Debrecen’e geldim.

Noel zamanı şehirlerde yaşayan insanlar taşradaki evlerine gidip aileleriyle birlikte vakit geçirerek Noel’i kutluyorlar. Noel hazırlıkları haftalar öncesinden başlıyor. Noel’e kadar olan bu döneme ”Advent” deniyor. Hristiyanlar bu dönemde Hz. İsa’nın doğum yıl dönümüne kadar günleri sayıyorlar. Avrupa’nın hemen hemen her şehrinde Noel pazarları kuruluyor. Budapeşte ve Bratislava’daki Noel pazarları çok güzeldi. Debrecen’deki Noel pazarı bunların yanında oldukça mütevazi kalıyor.

Gittiğim şehrin geleneksel yemeklerini denemeye özen gösteriyorum. Debrecen’de de Noel pazarında ”krumplilángos (csirkés mindenes)” denedim. Türk damak tadına oldukça uygun, gayet lezzetli bir yemekti. Tavuk dürümle aşağı yukarı aynı malzemelere ve aynı tada sahip, ancak lavaşı dürmek yerine yarım ay şeklinde ikiye katlamakla yetindiklerini düşünün. Pek mantıklı bir sunum değil, ancak Macarların bu durumla pek bir problemleri yok.

Macaristan’da dönerin sunumu da farklı. Döner yemek isterseniz iki seçeneğiniz var: pita ve tortilla. Pita küçük, yuvarlak bir beyaz ekmek. Malzemeleri onun içine dolduruyorlar. Dökmeden yemeniz çok zor. Herkes de halinden memnun. Tortilla isterseniz bizdeki dürüme benzer bir şey geliyor ama yine daha açık halde.

Macaristan’daki ilk durağınız Debrecen değilse aşina olduğunuz birçok yer ismi karşınıza doğal olarak yine çıkacaktır: Kossuth tér, Rákóczi utca, Arany János tér, Kálvin tér… Bunlar Macar tarihi için önemli karakterler. Haklarında bir iki kelam etmek gerek.

Kossuth Lajos ve II. Rákóczi Ferenc, Macarların ulusal kahramanlarından. Kossuth Lajos, Habsburglar tarafından hükmedilen Avusturya İmparatorluğu’na karşı Macarların bağımsızlık savaşı olan başarısız 1848 Macar Devrimi’nin liderlerindendi. Bu devrimin başlangıç yıl dönümü, Macaristan’ın üç milli bayramından biri olarak kutlanıyor. Devrimden sonra bize sığındı. 1850’den 1851’e kadar Kütahya’da yaşadığı ev şu an müze olarak kullanılıyor. Hem Budapeşte’de hem Debrecen’de en merkezi yerlerde heykelleri var.

II. Rákóczi Ferenc de bizimle yakından ilgisi olan bir tarihi karakter. 500 Forint’in üzerinde resmi var.  1703-1711 yılları arasında Habsburglar’a karşı ayaklanan Macarların liderliğini yapan bir soylu iken 1711’de sona eren savaştan sonra Habsburg İmparatorluğu tarafından sürgün edildi. Çeşitli ülkelerde yaşadıktan sonra Türk İmparatorluğu’nun davetini kabul ederek topraklarımıza yerleşti. 1735’te hayatını kaybedene dek 20 yıl Tekirdağ’da yaşadı. Tekirdağ’da yaşadığı ev günümüzde aynı adla müze olarak kullanılıyor. Macarlar, Tekirdağ’a ”Rodostó” diyorlar. Debrecen’deki Déri Müzesi’nde bu evin ve Tekirdağ’ın fotoğrafları var. Osmanlı tuğrasının hemen göze çarptığı bir belge de var, ancak Osmanlıca okuyamadığım için anlayamadım. Ancak, Sultan III. Ahmed’in II. Rákóczi Ferenc’i topraklarımızda yaşamaya davet ettiği belge olabilir.

Arany János Debrecen Üniversitesi’nde okumuş, ”Baladların Shakespeare’i” olarak bilinen bir Macar şair. 102’den fazla baladı birçok dile çevrilmiş. Shakespeare’den ve Aristofanes’ten çeviriler yapmış.

Macarlarda önce soyadı sonra ad yazılıyor. Yani Kossuth, Rákóczi ve Arany soyadları. Luis, Francis ve John’un Macar versiyonları olan Lajos, Ferenc ve János ise adları. Bizde de eskiden böyleydi. 1934’teki Soyadı Kanunu’ndan sonra önce ismi kullanmaya başladık.

Jean Calvin ise bu isimlerden farklı olarak Macar değil, Fransız. Fikirleri etrafında kurulan Kalvinizm’in önderi. 1509-1564 yılları arasında yaşamış. Bu mezhebi anlamak, Batı medeniyetini anlamak açısından önem arz eder. Batı medeniyetinin Orta Çağ’da Katolik Kilisesi’nin maruz bıraktığı skolastik düşüncelerden kurtulup dünyaya hakim olmasını sağlayan faktörlerden biri, Kalvinizm’in çekirdeğini oluşturan fikirlerdir.

Nedir bunlar peki? Calvin, Katolik Kilisesi tarafından temsil edilen geleneksel din anlayışına karşı çıkarak Hristiyanlık’ın özüne dönülmesi gerektiğini savundu. Çalışkanlık ve dürüstlük, bu mezhebin en önemli prensiplerini oluşturur. Calvin’e göre, lüks yaşam tasvip edilmeyecek bir yaşam şekliydi. Calvin’den önce Hristiyanların İslam’daki dervişler gibi fakir kimseler olması gerektiği savunuluyordu. O bu fikre karşı çıkarak takipçilerine sürekli olarak çalışmayı, dolayısıyla para kazanmayı tembihledi. Tembel kişilerin Tanrı’nın lanetlediği kişiler olduğunu savundu.

Günümüzde Protestan Kilisesi’nin Macaristan’da 2,500,000 civarında takipçisi var. Çoğunluğu Kalvinist, ancak Luteryenler de var. Katolikler yüzde 40’a yakın bir oranla en büyük dini grubu oluşturuyorlar. Ancak bu durum Debrecen’de farklı. Öyle ki şehrin takma adlarından ikisi “Kalvinist Roma” ve “Macaristan’ın Cenevresi”. Cenevre yakıştırmasının sebebi, Calvin’in düşüncelerini orada açıklayıp hayata geçirebilmiş olması.

Debrecen’in ise kabaca dörtte birini Kalvinistler, onda birini Katolikler oluşturuyor. Hristiyanlık’ta Reform hareketlerinden sonra şehir önceleri Luteryenlerin, ardından Kalvinistlerin egemenliğine girmiş. 1551’de şehrin Kalvinist hükümeti Katolik inancını Debrecen’de yasaklamış. 7 yıl sonra şehri fethetmişiz. 135 yıl ”Debreçin” adıyla sırasıyla Budin, Eğri ve Varat eyaletlerine bağlı bir sancak olarak egemenliğimizde kalmış.

Şehir Habsburg egemenliğine girdikten sonra 1715’te Katoliklerin şehirde bir kilise inşa etmelerine izin verilince fotoğrafladığım Aziz Anne Katedrali inşa edilmiş. Şehirdeki Protestan kiliseleri ile kıyaslandığında Aziz Anne Katedrali’nin daha ihtişamlı mimarisi göze çarpıyor. 1721’de inşa edilen bu barok kilise 1746’da Hazreti Meryem’in annesi Aziz Anne’ye adanmış.

Bu Katolik kilisesi, büyük veya küçük birçok Macar kilisesinin tipik Barok mimarisine sahip. Macaristan’da bu mimariye çok sık rastlayabilirsiniz. Örneğin, Budapeşte’deki Azize Hanne, Kutsal Bakire Meryem ve Üniversite kiliselerinde bu barok mimariyi ve ihtişamlı kulelerini gözlemleyebilirsiniz. Bu mimarinin Katolik kiliselerine has olduğunu düşünüyordum, ancak Budapeşte’deki Aziz George Sırp Ortodoks Kilisesi’nde de aynı mimari tarz var.

Debrecen’in en önemli simge yapısı Büyük Protestan Kilisesi. Şehrin tam ortasında yer alıyor ve Piac Caddesi’ne bakıyor. Noel pazarı önündeki meydanda kurulmuş. Aynı alanda Debrecen Eye ve Kossuth Lajos Anıtı da var. Bu sarı kilise neoklasik tarzda 1805-1824 yılları arasında inşa edilmiş. İçi birçok Protestan kilisesinde olduğu gibi beyaza boyalı ve gösterişsiz. Kiliseyi gezmenizi ve kulesine çıkmanızı tavsiye ederim. Kilisenin içinde bazı tarihi yer ve yapıtların maketlerini göreceksiniz: Kudüs, Babil Kulesi, Efes’teki Diana Tapınağı… Orta Doğu tarihi anlatılan bilgilendirici metinler ile birlikte birçok resim de var.

Debrecen, başarısız 1848 Devrimi’nden sonra 1849’da kısa bir süreliğine de olsa Macaristan’ın başkentliğini yaptı. 1849’da Macar Devrimci Hükûmeti Budapeşte’den Debrecen’e kaçtı ve Lajos Kossuth Nisan 1849’da bu kilisede Habsburglar’ın Macar tahtından uzaklaştırıldığını bildirip Macaristan’ın bağımsızlığını ilan etti. Tabii devrim bastırıldığından bu gerçekleşemedi.

Debrecen’in sembolü anka kuşu. Şehrin tarihte defalarca yıkılmış olmasına rağmen her seferinde yeniden küllerinden doğuşunu sembolize ediyor. Şehir armasının en üstünde anka kuşunu görebilirsiniz.

1848 Devrimi sırasında Habsburglar’ın müttefiki Ruslara karşı şehrin batı kısmına yakın bir yerde yapılan savaş kaybedildikten sonra şehir yavaş yavaş yeniden gelişmeye başlamış. Ardından Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Macarlar için tam bir felaket olan Trianon Antlaşması ile Macaristan’ın önemli bir kısmı Romanya’ya bırakılmış ve Romanya Ordusu 1919’da kısa bir süreliğine şehri işgal etmiş. Son olarak İkinci Dünya Savaşı’nda şehir neredeyse yerle bir edilmiş. Bu savaş sırasında iki tarafın (bir tarafta Almanlar ve Macarlar, diğer tarafta Ruslar ve Romanyalılar) toplam asker zayiatı 150.000’den fazla olmuş.

Görüleceği üzere Macaristan’ın tarihi savaşlarla dolu. Bu durumun kaçınılmaz olduğunu haritaya baktığınızda kolaylıkla anlayabilirsiniz. Macaristan, üç güçlü milletin tam ortasındaki coğrafyada yer aldığından tarih boyunca savaş alanı olmuş: Türkler, Ruslar ve Cermen milletleri (Avusturyalılar ve Almanlar).

Bahsettiğim Derí Müzesi, Büyük Protestan Kilisesi’ne çok yakın bir mesafede ve güzel bir binaya sahip. Müzede Cilalı Taş Devri, Antik Mısır ve Japonya’ya ait birçok eser var. Diğer bir odada farklı milletlerin silahları sergileniyor. Tabii Osmanlı silahları da var. Atalarımızın tüfeklerini ve kılıçlarını görmek beni oldukça mutlu etti. Hepsi çok karizmatik silahlardı. Bunun yanı sıra Alman, İtalyan ve İran silahlarını da görebilirsiniz.

Müzenin en çok ilgimi çeken yanı tablolar oldu. Birçok Macar ressamın tabloları burada sergileniyor: Gyula Benczúr, János Jankó, Mihály Munkácsy, Miklós Barabás… En etkileyici kısım realist ressam Mihály Munkácsy’nin büyük ölçekli üçlemesiydi: İsa Pilatus’un önünde, Golgotha ve Ecce Homo.

İlk resimde Hz. İsa’nın Roma Valisi Pontius Pilatus’un önüne çıkışı resmedilmiş. İkinci resim olan Ecce Homo’da Pontius Pilatus’un dövülmüş, bağlanmış ve dikenlerle taçlandırılmış Hz. İsa’yı çarmıha gerilmeden önce öfkeli kalabalığa sunuşunu görüyorsunuz. Ecce Homo, ”İşte o adam!” demek. Pontius Pilatus bunu Hz. İsa’yı göstererek öfkeli kalabalığa söylüyor. Correggio ve Rembrandt’ın da bu anı resmeden tabloları var. Üçüncü resim Golgotha’da Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi var. Golgotha, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği tepenin adı.

Bu sene Ocak ayında Macar devleti tarafından 9.3 milyon Euro’ya satın alınan Golgotha’nın da müzeye yerleştirilmesiyle bu üç resim artık Macaristan sınırları içerisinde buluşabilmiş.

Almanya’da nüfus ülkenin dört bir yanına genel olarak orantılı dağılmıştır. Ruhr Bölgesi’nde nüfus yoğunluğu daha yüksek olsa da ülkenin her yerinde belli bir nüfus vardır. En kalabalık şehir olan Berlin’in diğer kalabalık Alman şehirleriyle arasında büyük fark yoktur. Bizde durum böyle değil. İstanbul, başkentimiz olmasa da her açıdan ülkemizin lider şehri. Başka hiçbir şehrimiz İstanbul’la kıyaslanamaz. Macaristan bu açıdan Türkiye’ye benziyor. Budapeşte, ülkenin hem başkenti hem de kültürel, ticari, endüstri ve ihracat merkezi. Ne Debrecen ne Szeged Budapeşte ile kıyaslanabilir. İşte bu yüzden Budapeşte’yi gördükten sonra Debrecen sizi büyülemeyecektir.

Debrecen kendi halinde bir öğrenci şehri. Ülkenin en büyük üniversitesi olan Debrecen Üniversitesi burada. 27.000 öğrencisi var. Şehrin ekonomisini bu öğrenciler ayakta tutuyor. Eğer Macar veya öğrenci değilseniz bu şehirde yaşamak için pek bir sebep yok.

Bir şehre gittiğimde popüler yerleri gördükten sonra mutlaka gelişigüzel bir şekilde şehrin ara sokaklarına dalıp hislerimin götürdüğü yerlere doğru yol alıyorum. Böylece şehri daha iyi tanıma fırsatı buluyorum. Ayrıca güzel bir yer keşfetmenin verdiği haz gibisi yok. İnternette yazmayan veya daha önce birisinin bana önermediği güzel bir yere denk gelmişsem benden mutlusu yok.

Debrecen’de de böyle bir yere rastladım. Perili bir köşkü andıran bakımsız bir evdi burası. Yalnız başına terk edilmiş halde duruyordu. Çok gösterişli bir konak olmasa da iyi bir estetik anlayışına sahip bir mimar tarafından yaratıldığı belliydi. Maalesef ne zaman kim tarafından yapıldığını öğrenme şansım olmadı. Sayısız anıların yaşandığı bu güzel ev şimdi terk edilmiş halde orada duruyor. Güzelliğin çağı biteli çok oldu. Artık modernist mimari tüm dünyayı istila ediyor.

Csokonai Tiyatrosu şehrin en önemli yapılarından biri. Büyük Protestan Kilisesi ve Aziz Anne Kilisesi gibi sarı renkte. Çok gösterişli değil, ancak hoş bir bina. Cephesinde çeşitli sanatçıların heykelleri var. Sağ tarafta Sándor Petőfi, Mihály Vörösmarty ve Ferenc Kazinczy’in heykelleri; sol tarafta Mihály Csokonai, Ferenc Kölcsey ve Sándor Kisfaludy’nin heykelleri var. Tiyatroya ismini veren Csokonai Vitéz Mihály, Aydınlanma Çağı’nda Macar edebiyatının dirilmesine öncülük eden Macar bir şair. Tiyatroda Pal Sokağı Çocukları gösterimdeydi ama Noel dolayısıyla tiyatro kapalı olduğundan ve artık Budapeşte’ye dönmem gerektiğinden izlemek kısmet olmadı.

Debrecen, Béla Bartók Uluslararası Koro Yarışması’na ev sahipliği yapıyor. Merak ettiğim bir kültürel etkinlik. İsmini Macar besteci ve piyanist Béla Bartók’tan alıyor. 1936’da Türkiye’ye gelen Béla Bartók, Anadolu seyahatinde bazı türkülerimizi notalamış. Yarışma önümüzdeki Temmuz ayında gerçekleşecek. Ayrıca her ağustos ayında şehirde çiçek festivali düzenleniyor. Yazın Debrecen’i tekrar ziyaret etmem için güzel nedenler.

26 Aralık 2019

Debrecen

“DEBRECEN” için 2 cevap

  1. Szia. 🙂
    Jól megírt, részletes olvasmány.
    Ha legközelebb Magyarországon jársz, akkor mindenképp látogasd meg Eger és Pécs várost.
    Nagyon fog tetszeni. Igazi történelmi városok magyar-török múlttal és épületekkel. 😉

    Liked by 1 kişi

    1. Szia.
      Köszönöm szép szavait.
      Természetesen Pécsre és Egerbe mennék, de a járvány miatt vissza kellett jönnöm Törökországba. Tudom, hogy mindkettő török örökséggel rendelkezik. Várom, hogy meglátogathassam ezeket a gyönyörű városokat.

      Beğen

Krisztina için bir cevap yazın Cevabı iptal et